Kuşadası Trabzonspor Taraftarlar Derneği Açıklama



Derneğimiz bünyesi altında gerçekleştirdiğimiz organizasyonlar:
·      
             Derneğimiz bünyesi altında varlığını sürdüren “Kuşadası Trabzon Gençlik” futbol takımı Bölgesel Amatör  2. Ligde mücadele etmektedir. 2012-13  sezonun da çok başarılı bir sezon geçirmiş ancak 2. olabilmiştir.
·      
            Dernek binamızda Trabzonsporumuz, Süper lig, Şampiyonlar ligi, Avrupa ligi, Türkiye Kupası, hazırlık maçlarını tüm Trabzonsporlu taraftarlar ile birlikte büyük bir heyecan ile izliyoruz.
·       
     Trabzonspor’umuz önde gelen taraftar guruplarından BMN ortaklığı ile gelenekselleştirdiğimiz tekne turu ile Kuşadası’nda yaşayan taraftarımız birbiriyle kaynaşıyor ve yeni dostluklar kurmalarına vesile oluyoruz.
·        
     Trabzonspor’umuz adını Kuşadası’nda yaşatmak için gerçekleştirdiğimiz deplasman organizasyonları:

Sadece Trabzonspor futbol takımı değil, pilot takımımız 1461 Trabzon ve Trabzonspor Basketbol takımını yalnız bırakmamak adına sayısız deplasmanlar yapılmıştır.

Trabzonspor: Denizlispor, Manisaspor, İBB, Akhisar Belediye, Bucaspor

1461 Trabzon: Manispor, Denizlispor, Bucaspor, Karşıyaka, Göstepe

Trabzon Basket: Karşıyaka, Aliağa Petkim deplasmanları olmuştur.
2013-14 sezonun da gerçekleştirmeyi planladığımız deplasman organizasyonları:

Trabzonspor: Akhisar Belediye

1461 Trabzon: Balıkesirspor, Bucaspor, Denizlispor, Fethiyespor, Karşıyaka, Manisaspor

Trabzon Basket: Karşıyaka deplasmanları.
·        Trabzonspor’umuz dışında Trabzon ekiplerinin gerçekleştirdikleri mücadelelere destek vermek için elimizden geldiğince gerekeni yaptık.

Bunlar: Coca-Cola Elit Akademi  U-18 Ligi Trabzonspor 4-2 Fenerbahçe finali ( İzmir Alsancak Stadı ), Kuşadası İnternational Şampiyonası ( U-14 Trabzonspor ), Kuşadası Liseler Arası Futsal Turnuvası ( Akçaabat Anadolu Lisesi ), Torbalı Belediyespor Araklıspor ( Amatör Lig Maçı ), Kuşadası Kepezspor – Trabzon Yalıspor ( Hazırlık Maçı )
·        
    Gelenekselleştirmeye çalıştığımız “İftar yemeği” organizasyonu ile hem dini görevimizi yerine getiriyor hem de tüm taraftarımız ile sohbetler ediyor birbirimizle Trabzonspor hakkında düşüncelerimizi paylaşıyoruz. ( Bu sene 2 Ağustos Perşembe günü iftar yemeğini gerçekleştirmeyi planlıyoruz ) NOT: 2 Ağustos Trabzonspor’umuz 46. Kuruluş yıldönümünü de kutlamış olacağız.

Kuşadası Trabzon Gençlik - Didim Gençlik

Takımımız ligin 7. haftasında evinde Didim Gençlik'i konuk etti. Federasyon sahasında oynanan maçın 2. yarısında Mert Külek'in takımı adına attığı 4. golden sonra, Didim Gençlik oyuncuları hakeme off-side gerekçesi ile saldırdı. Rakip futbolcuların elinden zor kurtulan yan hakem, diğer hakemler ile birlikte soyunma odasına girdiler ve ardından maçın 4-0 hükmen Kuşadası Trabzon Gençlik lehine sonuçlandırdı. Maç sonu ise yan hakem 2 Didim Gençlik futbolcusundan darp nedeniyle şikayetçi oldu. Bunun üzerine hakemler ve Didim Gençlik oyuncuları karakola giderek karşılıklı olarak şikayette bulundular. Yasanan bu olaylar nedeniyle Didim Gençlik teknik ekibini ve oyuncularını kınıyoruz.

Bize Kuşadası'da Trabzon

Kuşadası'nda bir Trabzon var. Futbol aşkı ile yanıp tutuşan genç yeteneklerin bir arada olduğu. Kimden mi bahsediyorum? tabi ki "Trabzon Gençlik Spor Kulübü"den  söz etmekteyim. 2008 yılında futbol okulu olarak kurulmuş olup sonradan amatör futbol takımına dönüştürülmüştür. Şu an da "Aydın Bölgesel 2. Amatör Ligi"nde müthiş bir performans ile mücadele etmektedirler. Kulübün başkanlığını "demirci ustası" olan Vehbi Yazıcı'nın yaptığı takımda teknik direktörlük koltuğunda ise bir zamanlar Samsunspor'da top koşturmuş olan eski futbolcu "Ali Saka"dır.
 Bordo-Mavili ekibimiz ligde 6 maçta 6 galibiyet ile liderlik koltuğundadır. En büyük rakipleri ise Ortaklar Belediye Spor. İlk maçı evinde 1-0 kazanan ekibimiz, rakibinin bir an önce puan kaybetmesini beklemektedirler. Ekibimizin, maddi sıkıntıları nedeni ile bir takım otobüsü bulunmamakta, antrenmanlara futbolcuların kendi aralarında topladıkları para ile dolmuşla gitmekteler. Deplasman maçlarına ise Belediye'nin verdiği minibüs ile gitmekte olsalar da bu her zaman mümkün olmuyor ve özel araba kiralanarak maçlara gidiliyor. Maddi sorunlar nedeni ile takımda forma konusunda da sıkıntı çekilmekte ve oyuncular antrenmanda kendi eşofmanlarıyla çalışmaktadırlar.
 Geçen yıllarda ise "Trabzonspor Kulübü"ne bir e-mail gönderildi. Mail'de takımın çektiği maddi sıkıntılar dile getirildi ve Kuşadası'nda Trabzon'u temsil edildiğini ve bundan dolayı cüzi bir miktarda yardım yapılması isteğinde bulunuldu ancak saçma bir bahane bildirerek herhangi bir yardımda bulunamayacaklarını bildirdiler.
 Takımda ki her futbolcu birbirinden yetenekli ve Bordo-Mavili forma için sahada canla-başla mücadele etmektedirler. Takımın başını ise kaptan "Barbi" lakaplı Barbaros Ersevin çekmektedir. Başarılı futbolcu takımın en büyük gol silahıdır ve ligde 12 golle gol krallığında 1. sıradadır. Hızı, çevikliği ve kısa boyunun verdiği avantaj ile rakiplerini bire birde kolayca avlamaktadır. Takımın bir diğer gol silahı ise 17 yaşındaki genç yetenek Yüksel Bayraktar. Yaşına rağmen fiziğini iyi kullanan oyuncu rakip defansların en büyü korkusu. Kalecimiz Uğur Erdim ise 6 maçta sadece 4 gol yedi ancak buna rağmen hiç bir maçta takımın mağlup olmasına sebebiyet vermedi. Takımın bel kemiği orta saha oyuncusu "papi" lakaplı Cem Yıldırım, futbol zekasıyla hücum hattına gönderdiği paslarla göz dolduruyor. Geri dörtlünün sağ bölgesinde oynamakta olan Kemal Göksal ikili mücadelelerde rakibe asla geçit vermiyor ve hücum bölgelerine yaptığı çıkışlarla gol hattında önemli rol oynamaktadır. Antrenmanlarda kendini ispatlayan oyuncu her an kendini ilk 11'de bulabiliyor. Yedek kulübesinde "61" lakaplı Batuhan İğci ise oyuna genellikle sonradan giriyor. Attığı dribblingler ve yaptığı boş koşuları ile rakip defansları bozguna uğratmakta.

 Bizi burada kimse istemiyor. "Bordo-Mavi" renkleri gören herkes irkiliyor. Ancak yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen biz Trabzon'u en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğiz...

Trabzonspor'u hisset


Hayatın biricik anlamı olacak kadar derinden duyulan bir aşkın trajediye dönüştüğü bu hayatta asıl sorgulanan, erdeme giden yolun zorluğudur. Erdeme giden yolda, insanın içinde hiç dinmeyen bir sızı gibi varlığını daima hissettiren yalnızlıklar, bekleyişler, ayrılıklardan doğan ve tahammülü trajediler doğuran çatışmalar yaşanmaktadır. Biz bütün erdemimizi aşkımızla ayakta tutarken, Trabzonspor gerçek erdemin her şeyden arınmış olması gerektiğine inanmaktadır.
 Bizler, insanı düşünmeye iten ve kendi hayatını tartmaya iten bu hayatta , aşk ve aşk yüzünden çekilen acıyı merkeze alarak insan ruhunun en derinine inmeyi bir kez daha başarmayı amaçlarız.
 Tercihlerini zor olandan yana kullananların yaşadığı iç fırtınaları gözler önüne seren bu yaşam biçimi hayatın ta kendisidir.

Sezon Sonuna Mektup

Bu gün, bir aklıma bir fikir geldi "Sezon Sonuna Mektup" adlı bir yazı yazıp bunu süper lig sezonu sonunda yeniden yayınlamak. Amacım ise Trabzonspor'un bu günlerde ki gündemi, yapılan ve gerçekleştirilemeyen transferler, benim takımdan beklentilerimi sezon sonunda tekrardan görmek.

Tarih 21.08.2012 Salı, Ramazan Bayramının 3 günü. Trabzonspor ligde ilk maçında Karabükspor ile berabere kaldı. Maçta özellikle Volkan ve de Olcan çok etkiliydi. Sürekli kanatlardan ataklar gerçekleştirdik. Soner'in aşırtma pasında Volkan gelişine güzel vurunca golü bulduk, ancak ilk yarının ortalarında Karabükspor Shelton'u oyuna sokunca Karabükspor'da ataklara kalktı ve sonunda da golü buldu. Şunu belirtmek isterim ki takımda Serkan Balcı ancak ve ancak top toplayıcı olarak görev yapması gerekir. Eğer ki takım olarak bir şeyleri başarmak istiyorsak bazı şeyleri gerçekleştirmek gerekir. Takım da genç yeteneklere yer vermek gerekir. Serkan dakika 60'tan sonra ileri çıkınca geri dönemiyor. Kadromuz ise bana göre Nevzat Şakar'ın dediği gibi "Yeterli değil!" Toplam 4 transfer yaptık, Sol Bamba, hazırlık maçlarında çokta iyi performans sergilemedi ama yine de takıma faydalı olacağını düşünüyorum. 1461'den gelen Zeki Yavru çok yetenekli bir oyuncu ve kesinlikle ben Şenol Hoca'nın yerinde olsam Serkan yerine Zeki'yi oynatırım. Emre ve Yasin transferi takım için faydalı olabilirler tabi oynatılırsa ama ben Şenol Güneş'in onlara fazla forma şansı vereceğini sanmıyorum. Şu da var ki, takım forvetsiz ve bize çok kaliteli Avrupa standartlarında bir golcü lazım yani bu işler Vittek, Henrique ile olacak işler değil. Gerçi Henrique vücut yapısına rağmen çokta yetenekli bir oyuncu. Daha önceden çıkan medya da çıkan haberlere göre  Kopenhang'ın golcü oyuncusu N'Doye ile anlaştığımızı hatta Sadri Şener Trabzon'a getirmek için kendi özel uçağını yollamıştı ancak N'Doye ise Lokomatif Moskova'ya transfer olmuştur. İlerleyen günlerde ise M:City stoperi Kolo Toure ilgilendiğimizi Toure'nin de transfere sıcak baktığını gündemde uzun süre gördük ancak bu transfer de gerçekleştirilemedi. Şampiyonlar liginden yaklaşık seki parayla 14 trilyona yakın para geldi ayrıca Burak Yılmaz'da 5 trilyon geldi ancak hala daha gerçekleştirilen kaliteli bir transfer olmadı. Peki gelen bu kadar paralar nereye gidiyor. Kulüp hatta bir ara "Taraftar böyle yaparsa Olcan 'Adın'ı değiştir" gibi bu tür şeylerle taraftarın TSClup'tan alış veriş yapılması istedi. Gelim şike sürecine bu konudan çok sıkıldım ve kısa tutmak istiyorum, Aziz Yıldırım 6 küsür yıl hapis cezası ile cezalandırıldı. Buna rağmen medya her zaman ki gibi Fenerbahçe'yi suçsuz gibi göstermeye devam etti. Federasyon geçen sezon başında lig bitince karar verileceğini açıklamıştı ancak onlarda bu olayı gündemden bir şekilde düşürmeye çalışıyorlar. Şu kesin ki mahkeme karaı ile Fenerbahçe şike yapmıştır. Ben UEFA'ya güveniyorum ancak onlarda hala daha konuya tam olarak el atmış durumda değiller. Şu da var ki "gecikmiş adalet adalet değildir"
Biz Trabzonspor taraftarı olarak her zaman takımımızın yanında olduk ve buna devam edeceğiz ve davamızdan asla vageçmeyeceğiz.
Gelelim benim bu sezon bu sezon Trabzonspor'dan beklentim en iyi 3. olabiliriz tabi ki bu kadro ile ancak transfer şart. Ha bu arada 2 gün sonra Macaristan'ın Viedeton takımı ile UEFA Avrupa ligi 4. eleme maçımız var bana göre Viedeton'u eleyip gruplara kalırız.

Alan Dzagoyev

Alan Dzagoyev, 17 Haziran 1990 yılında Osetya'nın Beslan şehrinde dünyaya geldi. Eski adı Sovyet Sosyalis Cumhuriyetler Birliği'ne bağlıdır ve yeni adı Rusya'da FIFA 2010 Dünya Kupası'ndan beri forma giyinmektedir. Dzagoyev, çocukluk yılları ailesinin maddi durumu sebebiyle zor geçsede okulunda başarıldı bir öğrenciydi ve tek hayali vardı o da hiç bir kötü işe bulaşmadan avukat olabilmekti. Futbolcu olmak hayallerinde yoktu, çünkü Rusya'da futbol çok yaygın bir spor değildi ve futbola çok önem verilmiyordu bu da Dzagoyev'in ilgisini çekmiyordu. Alan Dzgoyev 12 yaşında iken ailesi ile birlikte Gürcistan'a göç ettiler. Dzgoyev, çocukluk döneminde en büyük şokunu yaşadı. Daha sadece 14 yaşında iken okulu bir grup terörist tarafından basıldı ve bir çok arkadaşı gözleri önünde öldürüldü. Bu durum onu çok etkilemişti ve 1 yıl boyunca doktor yardımı almıştır. 2004 yılında futbol kariyerine ailesi sırf yaşadığı olayı bir nebze unutturmak için şu anda Chelsea'nın ultra milyoner sahibi olan Romen Abrambovic'in Primorsky Futbol Akademisi'ne başladı ve teknik direktörü Yuri Oskin tarafından keşfedildi. Yaşıtlarına göre top tekniği üst düzeyde olan Dzagoyev, FC Krylia Sovetov-SOK ismini alan futbol akademisinde profesyonel kariyerine başladı. Dzagoyev'in ilk sezonunda takım Rusya 3. Ligi'ni 6. sırada tamamladı. 37 maçta 6 gol atan Dzagoyev, 2007 Aralık ayında, PFK CSKA Moskova 'ya transfer oldu. Kadroda aralıksız olmasa da düzenli şekilde yer bulduğu ilk haftalardan sonra, ligin 13. haftasında FC Spartak Moskova karşısında alınan 5-1'lik galibiyette 3 asist yapınca bir daha çıkmamak üzere ilk onbire yerleşti. Ardından son lig ve UEFA Kupası şampiyonu Zenit'e deplasmanda 2 gol birden attı. İlk sezonunda başarılı olan Dzagoyev, 2008 yılında Rusya'da Yılın En İyi Genç Futbolcsu seçildi. 2008'den bu yana CSKA Moskova forması giyen DZgoyev 71 maçta 21 gol atmayı başardı.

11 Kasım 2008'de 2012 FIFA Dünya Kupası elemelerikadrosuna alınan Dzagoyev, deplasmanda oynanan Almanya maçında ilk kez milli formayı giydi. 18 yaşındaki futbolcu,Rusya Milli Futbol Takımı'nda forma giyen en genç orta saha oyuncusu olma unvanını da ele geçirdi. En genç oyuncu unvanı ise hâlen kaleci İgor Akinfeev'e aittir.

Alan Dzagoyev, üstün top tekniği, oynadığı mevki gereğince oyunu okuma, yaptığı asistler, hava toplarına karşı hakimiyeti, ikili mücadelesi ile takımın adeta beyni olmuştur. Her gol pozisyonunda top onun ayağına mutlaka değmiştir. Yeri geldiğinde orta sahaya yardımcı olan Dzagoyev, milli takımın da değişmez isimlerindendir. Yaşına göre oldukça büyük görünen Dzgoyev, top çalma konusunda çok iyi bir oyuncudur, rakibe ne şekilde, nasıl, ne zaman hamle yapacağını iyi biliyor ve takımının diğer takımlara oranla daha fazla kontra atağa çıkmasında büyük rol oynamaktadır.

Trabzon ve Trabzonspor

Trabzon şehri, İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlere göre ekonomik olarak daha az gelişmiştir. Yapılan çalışmalar, projeler belirli sınırlar çerçevesindedir. Ancak Trabzon şehri, tarihiyle kültürel açıdan diğer şehirlere kıyasla oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir. En önemlisi de Trabzonspor'dur şehir insanı için. Halk Trabzonspor ile yatar Trabzonspor'la kalkar. Günün her saati Trabzonspor konuşulur. Herkesin Trabzonspor hakkında bir yorumu, düşüncesi, fikri vardır. Adeta şehir insanının kendisidir Trabzonspor.

Eğer ki Trabzonspor en son maçta yenilmişse bir sonra ki maça kadar insanlar işlerine mutsuz gider. Moralleri sıfırdır. Onu ancak Trabzonspor'un başarısı mutlu edebilir. Eğer ki Trabzonspor son maçını kazanmışsa şehir insanı için her gün bayram havasında geçer. Onu hiç bir şey mutsuz edemez bu "Bir öğrencinin sınavdan aldığı kötü not bile olsa."
Trabzon insanı hırçındır. Haksızlığa karşı asla tahammül edemez. Sinirlerine kolay kolay hakim olamazlar ki bu da en basit bir kavga sebebidir.
Maç günü başkadır. Şehir halkı adeta kenetlenir. Rakip hiç önemli değildir. İster rakip Barcelona olsun isterse bir başka dünya devi. Tek amaçları vardır o da sadece takımının kazanmasında rol oynamak, o da nedir? Tezahürat! Taraftarın yaptıkları tezahürattan dolayı takıma ayrı bir güç gelir. Takım sadece kazanmayı hedefler. 61. Dakika şovu takımı ise taraftar için adeta bir görevdir taraftar için. Takımı ateşler, oyuncuların performansını arttırır. Tabi ki rakip oyuncuların psikolojisini kötü yerde etkiler, rakip oyuncu resmen o mahşer alanından bir an önce kurtulmak ister. 3-4 dakika boyunca oyundan düşerler, tabi hocaları bunun farkındadır. Kenardan en yüksek seste oyuncularına bağırır ancak nafile dikkatini kolay kolay toparlayamaz.
Taraftar takım ile ilgili her an her şeyi eleştirir ancak asla küs kalamaz hayatının biricik anlamı olan Trabzonsporla. Hayattan ancak Trabzonspor’un varlığını hissedebilince zevk alır, anlam kazanır hayatı. Aksi takdirde hayatının bir anlamı yoktur onun için bir değeri  yoktur  Trabzonsporsuz …

Marco Reus

Marco Reus, 31 Mayıs 1989 Almanya'nın Dortmund şehrinde dünyaya gelen milli futbolcu. Futbol hayatına 1994 yılında Post SV Dortmund'da başladı. Post SV Dortmund'da tam 2 yıl geçirdikten sonra ailesi evlerinden başka bir yere taşındıkları için Post SV Dortmund'dan ayrılmak zorunda kaldı. Futbolu çok sevdiği için futbol hayatını başka bir kulüpte geçirmek istediğini ailesine dile getirdi. Marco'nun ailesi tüm ailelere örnek olacak bir davranışta bulunarak oğlunun yanında bulundu ve hep ona destek çıktılar. Marco, çocukluk yıllarında çok çekingen olmasına rağmen ailesinin ona destek olması onun özgüveninin kazanmasına sebep oldu.
Marco 1996 yılında Borussia Dortmund'a top oynamaya başladı. Burada ki serüveni tam 10 yıl sürdü. Almanya'da alt-yapıya verilen önem Marco hızlı bir biçimde taktiksel anlamda çok şey kazandı ve yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Oynadığı mevki onun hem fiziksel hem de taktiksel yönden tam da Marco'nun oyun sitilini yansıtmaktaydı. Topa olan hakimiyeti, saha içinde yaptığı artislik hareketler, topa sert vuruşu Dortmund'da ki hocasının gözüne girmesine yetmişti. Hocası onun gelecekte çok konuşulan bir futbolcu olabileceğini, sadece fiziksel olarak kendini biraz daha geliştirmesi gerektiğini söylemişti. Ancak genç futbolcular ilk olarak fiziksel özellikler yerine, taktiksel zeka kazandırılmasından yanaydılar çünkü her zaman çalışarak iyi bir vücuda sahip olabileceğini ancak ilerleyen yaşlarda taktiksel olarak çok bir şey kazandırılamayacağının farkında olmaları tüm Alman futbolcuların dez avantajıydı. 10 yıl boyunca Borussia Dortmund forması giyen Marco 2006 yılında Rot Weiss Ahlen'e transferi gerçekleşti. Rot Weiss Ahlen U-18 takımına transfer olan ancak yeteneğinin farkına varan hocaları onu U-19'a geçmesine izin verirler. İlk yılında ofansif orta saha olarak beş maçta oynadı. İlk iki maçta bir gol attı. Ertesi yıl as takıma geçmeyi başardı. O sezon oynadığı 14 maçta iki gol attı. Sezon sonunda takımı 2.Bundesliga'ya çıkmayı başardı.
2008-09 sezonunda 19 yaşındayken profesyonel sözleşme imzaladı. Oynadığı 27 maçta dört gol attı. 5 Mayıs 2009'da Bundesliga ekiplerinden Borussia Mönchengladbach ile dört yıllık sözleşme imzaladı. Reus kulüpteki ilk golünü 28 Ağustos 2009'da FSV Mainz ile oynadıkları Bundesliga maçında tek başına 50 m koşarak attı. 2011-12 sezonunun başlarında Reus on iki maçta yedi gol attı. Gladbach ile olan sözleşmesini 2015'e kadar uzattı. 4 Ocak 2012'de 17.5 milyon € karşılığında Borussia Dortmund'a transfer oldu ve Temmuz 2017'ye kadar beş yıllık bir sözleşme imzaladı. Böylece altyapısında oynadığı Dortmund'a dönmüş oldu.
Toplan kariyeri boyunca 140 lig maçında, 41 gol, 24 asist. 11 Kupa maçında 4 gol, 3 asist yapmayı başardı.
İlk Milli maçına 11 Ağustos 2009'da 21 yaş altı takımındaki ilk maçına Türkiye karşısında çıktı. 6 Mayıs 2010'da A takıma çağırıldı. 14 Mayıs 2010'da yaptıkları Malta maçı ilk a milli maçı oldu.[9] 11 Mayıs 2010'da, Bayer Leverkusen maçındaki sakatlığı yüzünden kadrodan çıkarıldı. Oynadığı ilk a milli maçı ise 7 Ekim 2011'deki Türkiye maçı oldu.
UERO 2012 yarı final maçında Almanya-İtalya maçında Marco maça ilk 11'de çıksaydı belkide takımı final oynayabilecekti.

KARAKOLA DÜŞEN TS'LİYE KOMİSER NE DER ?

1990 yılında doğdu.
Adı Hatice Arslan. 
Manisalı Egede okuyor,
Beyazlarını giyip hemşire olacak…
***
Annesi Beşiktaşlı
Babası Fenerli
Babasına inat küçükken Galatasaray'ı tuttu.
Fakat o da kısa sürdü...
***
Aradığı takım İstanbul'u devirmeliydi…
Güçlülerin dünyasına karşı dik durmalıydı!
Trabzonsporla tanışması da böyle oldu…
Koyu bir Trabzonsporlu oldu.
Şimdi hiçbir maçını kaçırmıyor.
***
Hatta karakolluk olacak kadar!
Nasıl mı?
Fenerbahçe'nin kalemşörlüğünü yapıp her gün Trabzonspor taraftarlarını çileden çıkarıp tahrik eden Lube Ayar adlı zat, yine bir twitter ortamında döktürür…
Trabzonspor'a iftira atar…
Hatice'de dayanamaz!
Yazdıkları herşeye cevap verir..!
Takımına sahip çıkar.
***
Lube Ayar'a "Meydanı boş mu buldunuz" der…
Ve olanlar olur.
Şikeden 6,5 yıl hapis yiyenleri, adaletsizce emek çalanları savunurken, adalete sarılma ihtiyacı duyar…
"Bana Trabzonspor taraftarı hakaret etti" diyerek şikayetçi olur.
***
Hatica Nazilli'de karakola çağrıldı.
Buraya kadar bende "Aman işte… Yine renktaşımız karakolluk olmuş. Ne var ki bunda. Trabzonspor sevdası böyle birşeydir işte" deyiverdim…
***

Sonrasında...
Karakolda Hatice, "Trabzonspor'a ağır ithamlarda bulundu bende cevabını verdim" der…
Polislerin arasından bir komiser, "kızım sen Manisalısın ne işin var Trabzonspor'da?" diye sorar…
Verdiği cevap herkesin yüreğine oturur!'
"Ben" der "ben!"
"Trabzonlu değilim ama… Trabzonspor kadar onurlu, gururlu, şerefli bir takımın taraftarı olmaktan mutluyum. O'nu heryerde savurum"
…Komser dayanamaz bir anda, "Bravo sana…" dökülür ağzından…
***
Siz hangi dünya ülkesinde karakola düşmüş taraftarın bu denli şerefli karşılandığını gördünüz?
Büyüklükmü dediniz?
Alın size büyüklük…

Gerçekler acıdır

Çorumun Alaca ilçesinde çarşıda dolaşır iken bir giyim mağazasına girdim ve ilk olarak ilgimi formaların satıldığı reyon dikkatimi çekti ve sadece Beşiktaş, Galatasaray ve RıvRıvBa
hçe formaları var isin açıkcası biraz üzüldüm acaba neden Trabzonspor forması hiç yok diye tam reyonun önünden ayrılırken bir erkek müşteri reyona gelip eline RıvRıvBahçe formasını alıp " - İşte hayat bu hayat bu renklerde " dedi haliyle bende onca olan bitenlerden sonra halen bu kadar rahat olabilmelerine biraz orucun ve o Karadenizliligin verdigi asabilik ile o müşteriye dönerek sunu söyledim " - Eğer hayat o renklerdeyse saol üstü kalsın " dedim sonra ordan ufaktan uzaklaşmak istedim ortalık daha fazla alevlenmesin diye müşteri bilegimdeki Bordo Mavi Trabzonspor bilekligini görünüş olacak ki " - Anlaşıldı senin derdin 3 büyüklerin formasının olmadıgı yerde Trabzonspor'un forması olmadıgı icin yaran var olsun alışırşınız bu manzaraya " demesine kalmadan reyon sorumlusu geldi " - Buyrun nasıl yardımcı olabilirim arkadaslar " dedi. Hemen RıvRıvBahçeli atladı oradan nede olsa sazanlık kanlarında var .)
" - Arkadaş Trabzonspor forması bakıyordu ama ben gerekeni kendisine söyledim " dedi .
Reyon görevlisi " - Kardeşim kusura bakma Trabzonspor formaları yok satıyor getiriyoruz geldigi gun veya ertesi gun bitiyor " demesi ile o an da o RıvRıvBahçeli'nin suratının ifadesini izlemek görmek paha bicilemez .)
Eee bende altta kalırmıyım rahat dururmuyum hemen yapıştırdım " - Biz boşuna haykırmıyoruz tüm dünya ya BİZE HER YER TRABZON diye oruçlu olmasan soğuk su ikram ederdim ama artık iftardan sonra buz gibi su icersin içindede beni hatırlarsın " dedim magzadan çıktım gittim sonra ama RıvRıvBahçeliye ne oldu ne yaptı hiç haberim yok bu yaşadığım bana 35derece sıcaklıkta ne açlığımı nede susuzluğu unutturdu gitti birde serinledim ki bunun tarifi mümkün degil .)

Lezzetli sofralar

Niye bu kadar lezzetli diyenlerin merakını giderecek bir yolculuğa çıkarıyorum sizi... Karşınızda Trabzon tereyağı ve pidesi
''Trabzon pidesi'' olarak bilinen yağlı, yumurtalı, peynirli, kıymalı ve sucuklu pideler, bu gün kent dışında da pek çok noktada müdavim sayısını arttırıyor. Bu pidelerden yağlı pide olarak adlandırılan pidenin üzerine, fırına verilmeden önce tereyağı konulurken, yumurtalı pidelerin üzerine ise tereyağına kırılmış yumurta ekleniyor. Peynirli pidelerin üzerine ''kolof peyniri'' denilen ve taze kaşara benzeyen Trabzon peyniri konulur.
Tereyağı nasıl yapılır?
Tereyağı yapmak için inek ya da koyunlardan sağılan süt, külek adı verilen yayıkta toplanır. Yeterli miktarı bulunca çalkalanır. Bir süre sonra üzerine yağ topakçıkları belirdiğinde, yayık indirilir. Üstte toplanan yağlar bir kaşıkla alınır. Toplama işi bitince, sahandaki yağ duru su çıkıncaya kadar soğuk suyla yıkanır.

Ayasofya Müzesi

Bizans kiliselerinin en güzeli...
Hristiyan, Selçuklu ve İslam mimarisinin etkilerinin görüldüğü Ayasofya Müzesi, bir çok sanatçıya da ilham kaynağı olmuş
Günümüzde müze olarak kullanılan Trabzon Ayasofya Kilisesi'nin 1. MAnuel Komnenos zamanında ( 1238-1263) inşa edildiği biliniyor. Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Trabzon'u fethetmesi üzerine camiye dönüştürülen ve vakıf eser statüsü alan yapı, yıllar boyu şehri ziyaret gelen gezgin ve araştırmacıların da dikkatini çeker. 1868 yılında harap durumda olan caminin Bursa Rıza Efendi'nin teşvikleriyle onarıldığı, 1. Dünya Savaşı yıllarında sırası ile depo, hastane daha sonra ise yine cami olarak kullanıldığı yapı hakkında aktarılanlar arasında yer alıyor.
Ayasofya Müzesi'nin yanı başında yükselen kule, 1427 yılı yapımlı... Kulenin tahribata uğrayan yerlerinin dışında şapelinin duvarları üzerindeki tasvirler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.

Trabzon

Trabzon, Karadeniz'in doğusundaki kıyı şeridinde tarihi M:Ö: 7. Yüzyıla dayanan, teraslar üzerine kurulmuş bir kenttir. Soğanlı, Zigana, Canik ve Kafkas Dağları kentin etrafında doğal bir sınır oluşturmaktadır. Kent Karadeniz Bölgesi'ndeki diğer yerlerde olduğu gibi, her mevsim ılıman ve bol yağışlı bir iklime sahiptir. Bu iklim özelliklerinin doğal sonucu olarak, kent ve çevresinde zengin bir bitki örtüsü görülür. M.Ö: 7. yüzyılda Miletos'tan gelen gemelerle bu bölgeye gelen bir grup, önce Sinop'a yerleşmiş, daha sonra Giresun'a ve ünlü Trapezus (Trabzon) koloni kentlerini kurmuşlardır. Roma İmparatorluğu'nun 395 yılında ikiye bölünmesinden sonra kent, Doğu Roma İmparatorluğuna bağlı kalmıştır. Kentin önemi yıllar içerisinde giderek artmış şehir tahkim edilerek yeni yapılarla donatılmıştır. 
1204 yılında Bizans'ın başkenti Kostantinopolis (İstanbul) Latinler tarafından ele geçirilmesiden sonra Bizans İmparatoru Alexios Kommenos Trabzon'da bağımsız bir devlet kurmuştur ve Trabzon'un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethine kadar siyasi varlığını sürdürmüştür. Şehzade Yavuz Sultan Selim Trabzon valiliğine getirildiği (1489-1512) bu dönemde yıkılan şehir surlarının onartıldığı şehirde yoğun bir çalışma başlatılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman Trabzon'da dünyaya gelmiştir. Yavuz Sultan Selim'in annesi Ayşe Gülbaharhatun 1505 yılında Trabzon'da ölmüş ve türbesi kendi adıyla anılan caminin avlusundadır. Ulu önder Atatürk 3 kez Trabzon'u ziyaret etmiş vasiyetinin bir bölümünü Trabzon'a yazmıştır.

Kıpır Kıpır Hamsi

Temel Reis'e göre Hamsi Balık değildir... Nedir peki? Akılı güçlendiren bir şey... O yüzden Karadeniz insanı bu kadar hazırcevaptır...
Karadeniz'de yapacağınız küçük bir yolculukta bu tür fıkralara ya da gerçek alıntılara sıklıkla rastlarsınız. Özel bir yeri, özel bir anlamı vardır Karadenizli için hamsinin.
Marmara Denizi'nde hamsi çıksa da KAradenizliler pek rağbet etmezler bu balığa; tatsız tuzsuzdur... İlle de Karadeniz'den çıkan olmalıdır...




                                              HAMSİ'DEN ÇIKAN LEZZET!


Evliya Çelebi Hamsi hakkında şunları yazar kitabına;
''Levrek balığı, Kefal balığı gayet lezzetlidir. Amma bunların hepsinden fazla Lazlar'în üzerine düştükleri, alış verişi hakkında kavga ettikleri Hamsi balığı... Bu balık Hamsin'de çıktığı için Hamsi balığı derler. Balığın çıkışını dellallar halka haber verirler. Bir kere su urunca, 'Ahça çomahla bir mendil hamsi ver' deyince ince sırmalı mendillere balığı koyup giderler. Balığın suyu akarak giderken, bazıları suyun aktığına acıyarak, 'Bre balığını akıtıyorsun... Suyuna bir pilavcık sallasana' diye şaka ederler. Şu beyitleri de söylerler;


Trabzon'dur yerümüz
Ahça tutmaz elümüz
Hamsi Paluk olmasa
Hice olurdu halumuz''


Faydaları hakkında ise şunları yazar Çelebi; Faydası o derecedir ki, yedi gün devamlı yiyen kimsenin şehveti son derece artar. Çok kuvvet verici ve hazmı kolaydır.
Yemeğinde balık kokusu olmadığında yinede hareket vermez. Ağrı hastalığına tutulan adam yese şifa bulur. Bir evde yılan ve çiyan olsa, hamsi balığının başı tütsü edilirse kaçar. ''Bunu yemek Trabzonlulara hastır ki kırk çeşit yemeğini pişirirler.''

Türk Futbolunda Anodolu Fatihi Trabzonspor

Trabzonspor, Ağustos 1967 tarihinde kurulduğunda Türk futbolu üç büyük kulüp tarafından yönlendiriliyordu. Ne zaman ki Trabzonspor kuruldu, işte o tarihten beri Türk futbolu ihtilalinin ayak seslerini duyar gibi oldu. Trabzonspor kuruluşunun yedinci yılında 1973-74 sezonunda Türkiye İkinci Ligi Şampiyonu olarak Türkiye Birinci Ligine yükselmişti. Birinci ligdeki ilk yılında 9. olan Bordo-Mavililer ikinci yılında, 1975-76 sezonunda şampiyon olarak Türk Futbolundaki ihtilali gerçekleştirdi. Artık, Trabzonspor'da ambargo koymuştu şampiyonluklara. Hem de bir değil, iki değil 1976-84 yılları arasında, üç kez üst üste olmak üzere tam altı kez. Artık Dört Büyük vardı.



                                 TRABZONSPOR'U ŞAMPİYONLUĞA TAŞIYAN FAKTÖRLER


 Trabzonspor efsanesini yaratan faktörlerinin en önemlisi, bölgenin karakteristik özelliğidir. Karadeniz insanı hırçın ve hırslıdır. Tuttuğunu koparır. Bütün koşullar iyi bir yönetimle bütünleşince Trabzonspor efsanesi ortaya çıkmıştır. Trabzonspor'un kazandığı altı şampiyonluğun dördünde Ahmet Suat Özyazıcı, ikisinde Özkan Sümer'in imzası olması kendi değerini öne çıkarma ve özüne dönme politikasının bir ürünüdür. Şampiyonluklara ambargo koyan bu iki teknik direktör de Trabzonspor ve Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdılar. Tabi ki Şamil Ekici gibi dört şampiyonluğu kazanan bir başkanın varlığı da asla göz ardı edilmemelidir.

Bordo ile Mavi

Artık bütün resmi işlemler tamamlandıktan sonra sıra gelmişti Trabzonspor'un renklerine. Renk bulmak öyle kolay olmadı. Trabzon'da uzun yıllar süren İdmanocağı-İdmangücü rekabetinde Sarı-Kırmızı ve Yeşil-Beyaz renkler hakimdi. Trabzonspor'un renkleri bu renklerin dışında olmalıydı. Trabzon'u ve Karadeniz'i simgeleyen renkler aranıyordu. Bu konuda yarışma açılması da gündeme geldi ancak sonra vazgeçildi. Renk için geceli gündüzlü toplantılar düzenleniyordu. Dört toplantıdan sonuç alınamamıştı. Beşinci toplantıda her şey bitecekti. Artık taraftarın da sabrı kalmamıştı. Dönemin Federasyon Başkanı Orhan Şeref Apak sorunu çözmeye çalışırken Federasyon Genel Müdürü Ulvi Yenal'ın makamında toplanan taraftar iki kulübün renklerinden farklı bir rengin seçilmesi üzerinde yoğun tartışmalar gerçekleştirdiler. Yaşanan gelişme üzerine sabrı taşan Yenal iki kulübün temsilcilerinden birer renk seçmesini talep eder. Böylelikle İdmanocağı gurubu ''koyu bordo'', İdmangücü ise ''açık mavi'' üzerinde görüş bildirir. Sonuçta Trabzonspor'u kuran iki köklü kulüp renk konusunu ''Bordo-Mavi'' diye karar bağlarlar.


Böylece bir haftadır şehirde süren renk kavgası sona erer ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklerine kavuşur.

Lewandowski

Robert Lewandowski, 21 Ağustos 1988 yılında Polonya'nın Varsova kentinde dünyaya geldi. 23 yaşındaki golcü oyuncu, vatandaşı olan Miroslav Klose gibi Alman vatandaşı olmak yerine, doğup büyüdüğü Polonya Milli takımının formasını 2008'den beri terletmeye devam etmektedir. Profesyonel kariyerine ilk olarak Delta Varşova'da başlamış ancak bir sezonda 5 maçta ilk 11, toplamda ise 4 maçta ise sonradan oyuna girme şansı bulmuştur ve bu sürede toplam 4 gol atarak takımına katkıda bulunmaya çalışmıştır. Hocasının onda yeteneğin var olduğunu görmüş ancak fiziksel olarak verimli olmadığından onu başka kulübe kiralık olarak yollamaya karar vermiştir.  Delta Varsova'nın ezeli rakiplerinden biri olan Legia Varsova'ya kiralık olarak gönderilen Lewandowski ilk günlerde daha çok forma şansı bulmuşsada Legia'da bir sezon boyunca sadece 2 gol atabilmiştir. Legia'nın teknik direktörü de Lewandowski'nin kulüpte kalmasının olanaksız olduğundan eski kulübüne geri gönderilmiş. Delta Varsova ise takımına daha tecrübeli ve kaliteli bir forvet bulunca ilk olarak Delta'nın altyapısında oynamasına karar verirken, Znicz Pruszkow Lewandowski için satın alma teklifi götürmüş ve Delta'da Lewandowski'yi Znicz Pruskow'a transfer olmuştur.
İşte bu Robert Lewandowski'nin dönüm noktası olmuştur. Lewandowsiki gittiği ilk sezonda 19 maçta forma giyip 15 gol attıp Polonya İkinci Ligi gol kralı olurken, takımınıda attığı 15 gol ile şampiyon yapıp Polonya 1. ligine çıkarmada büyük rol oynadı. Znicz Pruskow'da ikinci sezonda oynadığı 32 lig maçında 21 gol atarak gol kralı olmuş ancak takımın defansif zaaflarından dolayı şampiyon olamamıştır. Ancak bu Robert Lewandowski'nin değerini arttırmış  ve başka kulüplerin transfer listesine girmiştir. Znicz Pruskow'dan yüksek bonservis bedeli ile Polonya'nın ateşli taraftarına sahip olan Lech Poznan tarafından satın alınmıştır. Lech Poznan'da ilk sezonda 30 lig maçında 14 gol atarak tam olarak beklentileri kaşılayamasa  da, Polonya Kupasında attığı 4 golle takımına Polonya Kupası kazandırmıştır. Lech Poznan'da ikinci sezonunda büyük bir çıkış yakalayarak takımını oynadığı 28 maçta 18 gol atıp Polonya 1. lig şampiyonu, Polonya Süper kupası ve  Eksraklasa şampiyonluğu kazanmasında yine büyük rol oynamıştır. Ayrıca attığı 18 gol ile Eksraklansa gol kralı, Eksraklansa ''sezonun en iyi golü'' ve de Polonya'da yılın en iyi oyuncusu ödülünü almaya hak kazanmıştır.
2010 yılında kendini kanıtlayan genç golcü Bundesliga'nın güçlü kulüplerinden biri olan Borussia Dortmunt'a transfer oldu. Bundesliga'da 2 sezonda çıktığı toplam 67 maçta, 30 gol atarak burada da ne kadar kaliteli bir golcü olduğunu kanıtlayan Polonya'lı genç yıldız, ''gücü ve hava toplarına olan hakimiyeti'' ile bilinmektedir. Ayrıca geçtiğimiz sezon Bundesliga'da en golcü 3. futbolcu olmayı başarak Lewandowski, Alman Kupası'nda Bayern Munich'e attığı 3 golle hat-trick yaparak tarihe de geçmiştir.
Polonya Milli takımının güçlü kozlarında biri olan Lewandowski, çıktığı 42 maçta 12 gol kaydedip takım arkadaşı JAkub Blaszcykowski ile Polonya'nın geçtiğimiz Eylül'de Almanya ile 2-2 berabere kaldığı maçta da gol atan futbolculardan biri olmuştur.
Polonya Milli takımının basın sözcüsü olan Tomasz Rzasa, EURO 2012'de karşılaştıkları Yunanistan maçı öncesi düzenlenen bası toplantısında yaptığı açıklamada, Lewandowski için ''Bizim için onun gibi bir futbolcuya sahip olmak çok büyük şans, Onun  takımımıza çok büyük katkıları oluyor.'' sözleri de Milli takımında ki önemini açıkça anlatmakta.


Polonya Milli Takımı ülkesinin ev sahipliği yaptığı EURO 2012'de A grubunda  turnuvayı sadece 2 puanla grup sonuncusu olarak kapatırken, favori olarak gösterilen Polonya ve Rusya hayal kırıklığına uğrarken turnuvanın iki süpriz takımı olan Çek Cumhuriyeti gruptan birinci, Yunanistan ise ikinci olarak gruptan çıkmaya hak kazanmıştı.








Mahalle Maçları


  • Üç korner bir penaltıydı
  • En iyi oynayan iki kişi aynı takımda yer almazdı
  • Maçlar minyatür kalede oynanıyorsa, penaltı boş kaleye ters şekilde topukla vurulurdu
  • Abanma ve burun vurmak yoktu, vurulursa eleştirilip küfür edilirdi.
  • Maçların hayali kale direkleri arası adım ile sayılır, olmaları gereken yerler iki taş ile işaretlenirdi.
  • Anne-baba çağırınca maç biterdi.
  • Topu patlatan parasını öderdi.
  • Takımlar kurulurken ilk oyuncu seçme hakkı, adım almayı iyi bilendi.
  • Kaleci topu 3 kere sektirirse rakibe açılsana 3 kere sektirdim derdi rakip açılırdı.
  • Top insanın pek münasip olmayan bir tarafına gelirse  işetilirdi.
  • Penaltılarda kaleci değiştirilirse 2 penaltı atılırdı. Eğer ilk penaltı gol olursa ikincisi atılmazdı.
  • Frikiklerde baraj mesafesi, frikiği kullanacak kişinin kocaman 3 adım atmasıyla belirlenirdi.
  • Top, oyun alanı içerisindeki herhangi bir arabanın altına kaçarsa büyük bir şevkle arabanın altına yatılıp top alınırdı. Topu ilk kim kaparsa o takım başlardı.
  • Gol olduktan sonra eğer tartışmalar olursa ve yiyen takımın bir oyuncusu golü kabullenirse gol yiyen takım 180 derece dönerek durumu kabullenirdi.
  • Eğer bir oyuncu faule maruz kalmışsa ama devam etmek istiyorsa, rakip futbolculardan birinin yürümesi dahil bahane edinerek ''Adamın devam ediyor'' derdi.
  • Atan alır mevzusu vardı. Eğer top kime çarpıp abuk zubuk bir yere kaçmışsa topun  gittiği yer neresi olursa olsun koşa koşa gidip alınırdı.
  • Eğer kaleci dahil herkes çalımlanmışsa kale çizgisinin önünde yere yatarak kafa ile gol atılırdı.

Büyük Final

Dün gece koltuğa uzanmış televizyonda güzel bir film bulmak için kanallara göz atıyordum, TRT'ye geldiğinde bir anda kanal değiştiremedim ve şans eseri yeni bir film başlıyordu bende bu filmi izlemeye karar verdim. Fimin adı ''La Grand Final'' (Büyük Final)'di ilk başta filmin konusunu anlayamadım sonradan filmin 2002 Dünya Kupası finalinde Brezilya ile Almanya karşı karşıya geldiği maça üç farklı kültürün maçı izlemek için sarf ettikleri çaba konu ediliyordu. Üç farklı bölgenin insanları olan, Altay Dağları bölgesinde göçebe şeklinde yaşayan Moğollar, Brezil'ya da yaşayan yerliler ve  Afrika'nın çöllerinde yaşayan insanların hem maçı izlemek için yaşadıkları maceraları hem de yaşadıkların bölgenin coğrafi koşullarını seyirciye aktarıyor.


Altay Dağları çevresinde yaşayan Moğollar, soğuk hava koşullarıyla mücadele ederken, hayatta kalabilmek içinde üstlerine bindikleri atları ve evcilleştirmiş oldukları Kartal'ı kullanarak tilki, çakal, kurt gibi etinden yararlanabilecekleri hayvanları avlayarak evlerine getiriyorlar. Brezil'yalı yerliler ise, doğada yaşayan barınakların içinde konaklama ihtiyaçlarını giderirken, yemek içinse hem ağaçlarda ki meyveler ve kaplan avlayarak hayatlarını sürdürüyorlar. Afrika'da yaşayanlar ise çöl şartlarına uygun hayvanlar yani, at ve develer ile ulaşımı sağlıyorlar.


Bu üç kültürde de göze çarpan şey hepsinde de birer lider var, Moğollar'da 100 yaşına gelmiş ancak bir genç zekasına sahip herkesin Dede dediği kişi, Brezil'yalı yerlilerde orjinal Ronaldo forması giyen genç, zeki kişi. Afrika'lılar da ise çok eskiden köklü bir ailenin torunu olan Hasan. Hasan diğer Afrika'lılar gibi hiç bir işe karışmaz, sadece sandalyede oturup emir veren kibirli bir insandır.


Gelelim hikayeye, Moğollar akşam yemeği olan tilkiyi yakaladıktan sonra evlerine geri dönerler. Evde adı tam aklımdan kalmayan kalıtsal hastalığı bulunan ve bunun sonucunda konuşamayan bir genç çocuk vardır ve doktor çocuğu belki düzelebilmesi için ailesine eve bir televizyon almalarını söyler ve eve bir televizyon alınır. Maç saati gelir ve televizyonu çalıştırmak için devletin elektrik direğine bağlanır, komutan gelir ve bunun yasak olduğunu ve onlara para cezası kesileceğini söyler, evin lideri olan yaşlı amca ''ama komutanım Almanya-Brezilya'' maçı var, çok önemli bir maç der ve komutan da maçı izlemek için aile ile birlikte evlerine askerleri ile birlikte misafir olurlar.


Brezilya'lı yerliler avdan geri döndüklerinde kadınlarının televizyon kablosunu kesip kendilerine süs yaptıklarını görünce, kablo bulabilmek için kereste fabrikasından gizlice almaya giderler ancak aradıklarını orada bulamazlar, ardından Kiliseye giderler ancak Kilise'deki Rahip Amerika'lıdır ve futbolu hiç sevmez ve onları Kilise'den kovarlar. Bir şekilde maçı izlemek için çanak bulurlar ve aralarından bir kişiyi çanakla birlikte ağaça çıkarırlar ancak ağaçtaki kişi maçı izleyemediğinden sinirlenir ve ağaçtan aşağı inerler ve yerlilerde tek çarenin maçı kereste fabrikasında gizlice izlemektir.


Afrika'lılar ise Develer ile ağaç dedikleri yere giderek televizyona çanak görevi kullanacak bir direkin olduğu yere doğru yola çıkarlar. Yolda ilerlerken kalabalık kamyonetli birilerini görürler ve kendilerinde televizyon var olduklarını ve kendilerini de almalarını isterler ancak Develerin başında birisi olmak zorundadır. Küçük bir oyun oynanır ve kaybeden Develerin başında bekler ancak maçı izleme şansını elinden kaçırır. Gidecekleri yere varırlar televizyon kurulur.


VE MAÇ BAŞLAR


Moğollarda herkes Brezil'yalıları destekler ancak komutan Alman'ları desteklemelerini söyler. İlk golü Brezilya atar ve komutan ''olsun daha maç bitmedi, Almanlar kazanacaktır'' der. Ardından hiç konuşamayan çocuk ''Almanlar her zaman kaybeder, hatırlasanıza Stalingrad savaşını'' der ve yeniden susmaya devam eder. Herkese şaşırır ama yeniden susmaya devam edince eskisi gibi her şey devam eder.


Brezilyalı yerliler de kereste fabrikasında maçı izlerken gol olur ve herkes sevinmeye başlar, yerlilerle fabrikanın sahibi birbirlerini sevmezler ancak sol olunca beraber sevinmeye başlarlar.


Afrika'lılar da Almanya'yı desteklerler ancak Almanlar gol yiyince, o kibirli kişi olan aslında tanıdıkları dışında kimseyle konuşmazken, yanına dönerek ''Almanlar biraz pres yapsa maçı alırlar'' der.


MAÇ SONA ERDİ


Bu hikayeden şunu anlayabiliriz ki ''futbol insanı değiştirir ve insana hiç yapmadığı şeyleri yaptırır ve futbol asıl amacı da zaten budur, insanlar arası iletişimi, etkileşimi sağlayabilmektir. Rakibine saygı duyman gerektiğini, zamanı geldiğinde rakibine yardım etmen gerektiğini'' gösterir.


FUTBOL KARDEŞLİKTİR !..

Futbolu futbolcular kurtarır

İtalyan SkySport kanalına sert açıklamalarda bulunan Platini şöyle konuştu: ''Futbolu kurtarabilecek olan sadece butbolculardır. Maçları ayarlamaya çalışan haydutların karşısında onların durması gerekiyor. Şike yapan futbolcu kim olursa olsun, hatta bir tek maç dahi, para karşılığında kendisini satmışsa, bir daha hiç futbol oynayamayacak. Başka bir şey yapabilirler ama futbol oynayamazlar. Şikenin karşısında sadece onlar durabilir, bunu yapmaları gerekiyor.''


- Haydut mu dediniz sayın Platini? Türkiye'de şike yapanlara ''kahraman'' deniliyor biliyor muydunuz?